Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Biten oyuncak sadakati

Suretin işlenmiş bir bahara kalemi söğüt mürekkebi rüzgar  Yüzüm kıştır benim gülüşüm bir topak kar Ölümler üstüne edilmiş yemin gibi uğursuz,gereksiz bir lakırdıyım ondandır gamım Zulmün işlendiği iman kimliğimde. Adım adam etmez... Ömürlük yolum arzularına bir adım etmez. bir gedanın gadası toplasan derdim Kırıldıkça küsmeyen oyuncak sadakati işte Ancak şımarık çocuk büyüyünce gidebilirdim.

tevekkül

kavramlar ötesi bir bencillik bu hiçbir bekçi sevmez kalabalık geceyi entarisi çiçekli ve uykusunda ölen  kız çocukları yağıyor ağustosun son bulutundan. bir heykeltraşları unutmadım bir de kıyımlara adını veren kalpsizliğin  gayrı meşru adamlarını gözü çok kapalı toplumda büyüdüm çok politik çok fanatik. çok ejnebice seviyorken biz çok küfrediyoruz türkçe... dilimizi en çok ağlarken ve küfrederken seviyoruz imanım partiler ihalesine depozito olmadan gideyim. Allah beni Allahla kandıranlardan sorsun ben hesap nedir nereden bileyim. Ve Allah kavramları da bekçileri de bilendir.

mucize

hayatımdan geçmekken niyeti tutup bırakmadığım mucizesin sen sen musanın asası yusufun züleyhası isanın kundaktaki dili sen ömre huzur veren nimet çırpındığım geçim derdi ekmek ve ana göğsündeki süt kadar güzelsin sevgili.

Ölüme varmak

Sanki dünya burnumuzun ucunda diye flu görüyoruz herşeyi. Dağları,şehirleri ve toplumu... Günlük ihtiyaç listesine alınmayan algılama eylemlerimiz yemediğimiz ve arkamızdan ağlayan ısırılmış ekmek statüsünde. Sen açık tonlarındasın bu renk deryasının ve görsel yönetmenlerin efendisi ne güzel halk etmiş gözlerini. Ben güneşi seven siyah, süründüğü çamurlarda taht-ı revânını bekleyen evrende istihdam edilememiş işsiz padişah. hamd etmenin yücesi olmaz dediler diye tek atımlık  övgümü Rabbime ithaf ederken, sana kalan tek zengin hediyem çam sakızı şiirden bozma cümlelerimdi. Kasaplar hiper markete yenik düştüğünden beri çöp kutularında katledilen kedileri düşünmek kadar saçma bir yoksulluktu seni istemek.Övgü yok, olamaz dilimde. Çekinirim ciğeri övmeye kasap dururken. Sen benimsin biliyorum. Biz Rabbimin. Ölüme uyanmak için kurulmuş saatlerimizle biz, ne kadar da yakışıyoruz hiç bir şey kelimesine. Şimdi durmuş dünyaya neresinden kazık çakacağını düşünen kapalı  yeşil gözle...

Göç

Korktuğumun adıdır özlemek cesaret bir akşam güneşidir artık ve geceyi örter hasret. Yaz geçer göç gibi göç içinde bir yarım kalmışlık...

Esma...

Şiire gücüm yok, edebi fırsatçılığa da lüzum... Duam var sana kızım, tüm yüreğimle ettiğim. Allah seni cenneti ile müjdelesin, her babaya sen gibi kız, her kıza sen gibi kardeş, her eşe sen gibi eş nasip etsin. Baban ne mutlu adamdır ki, Allah'ın izni ile seni öz kararınla mermi önüne atılacak iman için terbiye etmiş. Bize ne mutlu ki şehadetinde müminler safında bulunduk. Mısır'a ne mutlu ki, Firavunu öldürecek çocuk nehirde bulundu. Sabrediyoruz Esma. Biz sabrederken sen de bizlere hakkını helal et. Sen göğsünde evren taşırken biz cesedimizdeki et parçasında boğulduk. Senin ve müninlerin mekanı babanın dileği olan ; "havz-ı kevser" de efendimizin huzuru olsun. Birinize tam doyduğunuz yer cennet olsun.

Ahi! Ente Hurrun!

Tağutlarca gaspedilen Hürriyetler ve değiştirilerek ölüm bahanesi haline getirilen Allah kelamı aşkına...