Ana içeriğe atla

Yayınlar

Temmuz, 2013 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Dosta Düşmana...

"Kâfirler de aslında birbirlerinin dostları ve yardımcılarıdırlar. Eğer siz de öyle yapmazsanız, yeryüzünde büyük bir fitne ve fesat çıkar."(Enfal/73)

Evlilik ve halk ekmeği sırası

Karmaşık zaman dilimlerini evinin odalarına benzetenler, pek zorlanmazlar birinden diğerinde geçmekte. İçinde bulunduğum hastalığın getirdiği sürekli yorgunluk ve halsizlik hissi en çok sevmeyi engelliyor. kendimi yüzelli kiloluk yerinden kalkamayan bir obezden farksız hissediyorum. hani şu kumandayı 1 metre uzağında olmasına rağmen başkasından isteyen. Doktorların tavsiyesi çok sakinleştiriciydi; "Alerik rinit, alışman gereken bir hastalık, ilaçlarını düzenli almalısın. ayrıca direncin neredeyse sıfır. kendine iyi bakmalısın ya da bakmalılar..." bakmalılar? kimler? Annem? Annemin yıllardır maaşsız uygulayıp emekli olamadığı yegane vasfıdır bize bakmak. Abimin ve benim hayattaki değişemediğimiz en güzel sevgili. Nazımızı çeker naz etmez, huyumuza gider huysuzluk etmez. Babam annemi deli gibi sever bu yüzden en çok o kavga eder, huysuzluklar yapar anneme. söz konusu annem olunca babam dört yaşındadır. Bize evlilik nasihatlerine gelince altmış. Belli ki üçe bölünmesini is

Zaruri Dilekçe

kudret kalesinin burçlarına samimiyet üşengeci kalpler hakim tahtından bir emir gerek ya Rab keskin gözlü askerlerin kör komutanları aşkına bu illuzyona, bu yaz günü sıcağında kadim dostlukların rakamlara evrilmesinde hangi maymuna baba demişse bir zalim ondan beri cümlesi sen kalbi mülk ümmetin anmışcasına unutulan kutlu asırlar aşkına kitabın yok satıyor takkeli tüccarlar elinde bir büyü manisi gibi, suflesiz kopya ezberi gibi dijital kürsülerde içinde din olan adam yoksa bile dinin adamları çok sen dışı çığırıyor ya Rab içkiye gazete kağıdı sarılır gibi tüm hileler adına sarılarak satılıyor . kanla abdest alıyor suud alemi ibriği ısıtıp getiriyor türk alemi Bilemedim kime gideyim şikayete "Lehuma fissemavatı ve ma fil ard"  ama, bütünün parçasında kayboldum Ya Rab. Günler yiğitler, kadınlar ve çocuklar sayısınca çarpılıp ekin gibi biçiliyor haset ordularınca ve de çokca bize tutulan anahtar deliğinden ibaret bildiğimiz "şüphesiz sen herşeyi

gerçekten eve lazım olan camiye haram mıdır?

Mısırdaki olaylar için sosyal medyada Mursi'ye destek iletileri yazınca Salih hocamdan gelen değerlendirme ile geçen diyaloğu sunmak isterim. (özelden değildir, paylaşım altında yorumdur o yüzden paylaşıyorum.) "Sevgili Mihraç..Ha Mursi ha mübarek. Bunların hepsi batının adamları. Mısırda olan biten şeyler Amerikanın at ve uşak değiştirmesinden başka birşey değil. Olan zavallı Mısır halkına oluyor. Yakın tarihte dünyada İslami karakterli gözüken bir tane hareket yoktur ki Batı menşeili olmasın. Sakal bırakmakla müslüman olunmuyor. Müslüman isen önce emperyalizme-soyguna karşı çıkacaksın. Çünkü İslam hristiyanlığın (batının) "bir yanağına tokat atana öbür yanağını çevir" anlayışına karşı "kısas" ı yani adaleti koymuştur. Mısırlılar tekbir getirip birbirlerini kırsınlar ancak. Ama bizler Mısır dan önce Doğu Türkistan'a Kerkük'e Talefer'e bakalım. Çünkü eve lazım olan camiye haramdır. Selamlarımla." Sayın hocam, Mursi; Seyyid Kutub'd

Mola Öyküsü - Dergâh Dergisi 281. Sayısında

Dergâh Dergisi Geçen yıl kaleme aldığım "Mola Öyküsü" adlı kısa hikayemi 281. sayısında (Temmuz/2013) yayınlamaya layık görmüştür. Üstad Mustafa Kutlu ve ekibine (Yakup Öztürk başta) bu onur için teşekkür ederim. Sizlere de keyifli okumalar dilerim. http://www.facebook.com/photo.php?fbid=684625598219994&set=a.509597625722793.137653.504403752908847&type=1&theater Dergâh Dergisi 281. sayısının başlıkları için tıklayınız

Sağlık olsun

"Beklenmedik anda gelen ve gidişi size bağlı olan iki şey; Aşk ve Hastalık. Hiç iyileşmiyorum." Bu cümleyi yazdığım sırada inanılmaz bir ağrı hakimdi vücudumda.(28 haziran2013) Başımda sanki Toplu konut inşaatı vardı da, kepçenin ucu beynimin huzur borusunu patlatmıştı. Rabbim bu nasıl bir ağrı! Başımı kaldırıp benimle konuşan insanlara zor cevap veriyorum. ve üşüyorum. kışın ortasında çıplak kalmış gibi üşüyorum. tir tir titriyorum odada. sonra güneş geldi aklıma ve kendimi kanalın koridorlarında korkuluklara tutunarak balkona attım. güneş... Nazım Hikmet'in o güzel dizeleri geldi aklıma "toprak güneş ve ben, bahtiyarım..." Evet içimi ısıtıyordu güneş. herkesin gölgelere kaçtığı ısı meydanında ben tam orada bedenimi güneşe sürdüm. O ışığını vurdukça kemiğime kadar ısınıyorum ve dimdik duran tüylerim sakinleşiyor. Fakat işime de dönmeliyim.  O şişmanların hakimiyetindeki soğuk üfleyen canavar klimanın önündeki masama... herkesin yağ bağladığı dünyada zayı